Türk Mutfağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Mutfağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

AŞURE


Aşure...Türk mutfağının en eski tatlılarından biridir. Aşure günü ise hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu günüdür. Ben maalesef bu günü kaçırdım, aşurem biraz gecikmeli de olsa komşularımın ve sevdiklerimin sofrasında yerini aldı ama tarifim geride kaldı. Ama hala yapmamış olanlar varsa diye ve önümüzdeki yıl için arşivde yerini alması amacıyla aşuremin tarifini yazmak istedim. Ön hazırlıkları nedeniyle zahmetli görünen, aslında çok zor olmayan bu nefis tatlının benim uyguladığım tarifi şöyle;

Malzemeler: (15 kişilik)

- 1,5 su bardağı aşurelik buğday (dövme/yarma)
- 1 su bardağı nohut
- 1 su bardağı fasülye
- 1 çay bardağı pirinç
- 2,5 su bardağı toz şeker
- 1 su bardağı süt
- 8 adet kuru incir
- 1 çay bardağı kuru üzüm
- 1 çay bardağı kuru kayısı
- 1/2 çay bardağı kuş üzümü
- 1/2 çay bardağı dolmalık fıstık
- 1 portakal kabuğu rendesi
- 1 çay bardağı fındık
- 1 büyük veya 2 küçük parça çubuk tarçın
- 1 adet elma

Üzeri için:

-1/2 narın tanesi
-İri kıyılmış ceviz
-File badem
-File fındık
-File fıstık
-Toz antep fıstığı
-Hindistan cevizi
-Toz tarçın
-Kuş üzümü
-Dolmalık fıstık

Yapılışı:

Aşureyi pişirebilmek için bazı ön hazırlıklar yapıyoruz. Aşurelik buğdayımızı, fasülyemizi ve nohutumuzu ayrı kaplarda önceden 1 gece suda bekletip, sonra düdüklü veya normal tencerede ayrı ayrı haşlıyoruz. Nohut ve fasülyenin fazla sularını süzüyoruz, ancak buğdayın suyu içinde kalıyor ve hazırlıklar tamamlanana kadar iyice şişiyorlar. 2. aşama olarak tahıllarımız beklerken pirincimizi ılık suda bekletiyoruz. Kuru kayısılarımızı ve üzümlerimizi de sıcak suda bekletiyoruz. İncirlerimizi ise hafifçe haşlıyoruz. (Böylece aşuremizin kararmasını önlemiş oluyoruz). İncir ve kayısı ılınırken, portakal kabuğumuzu rendeliyoruz. İncir ve kayısılarımızı da çok ufak olmamak üzere doğradıktan sonra, aşuremizi pişirmeye başlayabiliriz.
Aşure için büyükçe bir tencere içine buğdayımızı ve 2 litre suyumuzu ilave ediyoruz. Tenceremiz kaynamaya başlayınca fasülye ve nohutumuzu, sonra iyice yıkadığımız pirincimizi ilave ederek, karıştırarak pişiriyoruz. Baklagiller nişasta içerdiğinden tenceremizin dibinde yapışma olabilir, bunun için karıştırmayı ihmal etmememiz gerekiyor. Karışımımız kaynamaya başlayınca, kuru üzüm, dilimlenmiş kuru kayısı ve kuru incirimizi ve çubuk tarçınımızı ekliyoruz. Daha sonra sütümüzü ve arkasından şekerimizi ilave ediyoruz ve karıştırarak kaynatıyoruz. Aşuremizin şekerini ve kıvamını, tadına bakarak kontrol ettikten sonra, ufak dilimlenmiş elmamızı, portakal kabuğu rendemizi, kuş üzümlerimizi, fındığımızı (bütün halde), dolmalık fıstığımızı ekleyip, karıştırıyoruz ve tekrar kaynayınca ocaktan alıyoruz. Biraz ılındıktan sonra servis kaselerimize paylaştırıyoruz. Biraz da tabaklarda ılınan aşuremizin üzerini çok soğumadan süslüyoruz. Bunun için olmazsa olmaz nar tanelerimizi, tarçınımızı ve evimizde bulunan öneri olarak yukarıda belirttiğim malzemelerden istediklerimizi kullanıyoruz. Oda sıcaklığına gelince buzdolabına kaldırıyoruz. İsteğe bağlı olarak sıcak veya soğuk olarak servis yapabiliriz. Afiyet olsun...


Not 1 : Aşuremizi pişirirken yanımızda kaynamış su bulundurmamız gerekecek, çünkü karışım kaynadıkça su miktarı azalacak ve azar azar su ilave etmemiz gerekecek.


Not 2 : Nar tanelerinin çıkarılması sırasında etrafa suyunun sıçramasını önlemek için, narı derin bir kabın içinde lavoboda ortadan ikiye kesip, sonra tahta bir kaşığın arkası ile vurarak tanelerin kabımıza düşmesini sağlayabiliriz. Böylece hem nar suyu tanelerin içinde kalacak hem de etrafa çok fazla sıçramayacaktır.

MUHAMMARA

Yoğun geçen günler arasında çok az vakit ayırabiliyorum şu sıralar bloga, oysa elimde güzel sofralar ve lezzetli yemeklerin fotoğrafları birikti, en kısa zamanda eski tempoma dönmeyi umarak ve gezi yazılarımı erteleyerek muhammaranın tarifini paylaşmak istiyorum.
Muhammara Güneydoğu Anadolu (özellikle Antep) mutfağından bir lezzet, oralara da daha güneyden geldiğini söylemek lazım. Bu lezzetli meze normalde acı pul biberden, biber limonsuyu ile ıslatılarak ekmek ve diğer malzemelerin eklenmesi ile yapılıyor, ben acılığını azaltmak ve pratiklik sağlamak için acı-tatlı karışık biber salçası ve domates salçası kullandım. Tarifimiz şöyle;

Malzemeler:
-1 su bardagi çekilmis ceviz
-3 diş sarmisak
-1 çorba kasigi domates salçasi
-2 çorba kaşığı biber salçası
-1 çay bardağı bayat ekmek içi
-1 tatli kasigi kimyon
-1 cay kasigi karabiber
-1 limonun suyu
-2 corba kasigi zeytinyagi
-Servis için maydanoz
-Tuz (biber salçasının tuzuna göre az miktarda)
Yapılışı:

Ekmeğimizi limon suyu ile ıslatıp, diğer malzemlerle birlikte iyice karıştırarak macun kıvamı almasını sağlıyoruz. Sonra ekmek üstünde veya tek başına kıyılmış maydanoz ile servis yapabiliriz, bu kadar kolay. Muhammaramızı hazırlarken cevizleri çok ince çekmemek yerken daha lezzetli olmasını sağlıyor. Ayrıca isterseniz labne peyniri ekleyebilirsiniz. Ben hazırladıktan sonra ikiye bölüp, yarısına 100 gr kadar labne peyniri ekledim, peynir mezemize yakıştı ve acılığını biraz hafifletti. Tabi hiç acı sevmeyenler için bu lezzetli mezeyi sadece tatlı biber salçası ile yapabiliriz. Ayrıca sevenler için nar ekşisi de ekleyerek hazırlayabiliriz. Afiyet olsun...

MANTI


Mantı, yine Annemin tariflerinden. Çocukluğumda babamın işi nedeniyle Kayseri'de yaşamıştık. Bu şehrin bize bıraktığı tatlardan biridir mantı. Yazacağım tarif klasik Kayseri Mantısı, ama patatesli, peynirli, sebzeli çeşitleri yapılırdı, yani aslında ravyoli bizim mutfağımızda da mevcut, sadece şekilleri farklı. Mesela patatesli mantı, üçgen ve biraz daha büyük olurdu. Oturduğumuz apartmanda komşuluk ilişkileri çok iyiydi, sık sık görüşülür, özel yiyecekler yapıldığında dağıtılırdı. Yaşıtım olan pek çok arkadaşım yani oyun oynayacak bolca çocuk ve o zamanlar kocaman sandığımız, şimdilerde küçük gelen bir bahçemiz vardı. Geçmişe döndüğümde hep güzel canlanır bu günler. En çok da şimdilerde bulamadığımız komşuluğu özlerim, bir de komşumuzun getirdiği patatesli mantıyı. Ama bugün klasik etli mantı tarifi yazıyorum, belki yakında patatesli bir deneme de yaparım.
İtiraf etmeliyim ki mantıyı ben yapmadım, anneciğim yaptı. Zahmetli sayılabilecek şeyleri yaparak, bize yardımcı oluyor. Bu mantıları da yaptıktan sonra fırınlayarak bana getirdi, ben de bir kısmını buzdolabının normal kısmında, bir kısmını ise buzluğa yerleştirerek, yemek sıkıntısı çektiğimiz veya canımızın istediği zamanlarda pişirerek pratik bir yemek sahibi oldum. Sizlere de tavsiye ederim, vaktiniz veya sizin için yapacak yakınınız varsa, normal tüketiminizden fazla yapıp, bir kısmını fırınlayarak muhafaza edebilirsiniz. Buzlukta 2-3 kadar saklanabilir. Tarifimiz şöyle;
Malzemeler: (6 kişilik)
Hamuru için:
-2 yumurta
-2 bardak su
-1 çay kaşığı tuz
-Aldığı kadar un (yaklaşık olarak 650 gr)
İç Harcı için:
-300 gr kıyma
-2 ortaboy soğan
-1/2 demet maydanoz
-1 çay kaşığı kırmızı biber ve tuz
Sosu için:
-2 yemek kaşığı zeytinyağı
-1 yemek kaşığı salça
-İsteğe bağlı pul biber
Üzerine:
-Sarmısaklı yoğurt
-Sumak, nane, pul biber
Yapılışı:
Öncelikle hamurumuzu hazırlıyoruz. Bunun için unumuzun yarısını yoğurma kabımıza alıp, ortasına yumurtalarımızı kırıyoruz. Sonra tuzunu ve azar azar suyumuzu ilave ediyoruz. Hamur tüm suyu alıp, cıvık kıvamda olunca, kalan unumuzdan eklemeye devam ediyoruz. Hamurumuz diğer hamurlara göre biraz daha sertçe olacak, ama gereğinden fazla un eklemek de hamurumuzun açılırken zorlanmamıza ve mantıları doldururken de kırılmalara neden olabilir. Hamurumuzu hazırlayınca yarım saat kadar üzerini örterek dinlendiriyoruz. Sonra hamurumuzu 2'ye bölüp, un serpiştirerek oklava ile açıyoruz. Çok ince olmasına gerek yok, 0,5 cm civarında olabilir. Sonra açtığımız hamurumuzu bıçak yardımıyla, önce boyuna, sonra enine 2'şer cm'lik aralıklarla keserek 2*2 kareler elde ediyoruz. (Açılan hamurun yuvarlak olması nedeniyle, kenarlarda kalan üçgenleri, birleştirerek değerlendirebilirsiniz. ) Her karenin içine kıymamız, ince doğranmış soğan ve maydanozumuz, kırmızı biber ve tuzumuzu karıştırarak elde ettiğimiz iç harcından fındık kadar parçalar koyarak, 4 köşesinden bir araya getiriyoruz ve parmağımızla uçlarını bastırarak kapatıyoruz. (Bu ölçüyle yaptığımız mantılardan bir kaşığa 40 tane sığmasa da 10 tane civarı sığıyor, yani küçük sayılabilecek mantılarımız oluyor:) Tüm hamurumuzu bu şekilde içle doldurarak kapatıyoruz. Burada dikkat etmemiz gereken bir nokta da hamurun nemli olması nedeniyle yapılan mantıların üst üste gelmesi durumunda yapışma tehlikesi, bunun için geniş bir tepsiye tek sıra olacak şekilde yerleştirebiliriz. 2. bezemizi de aynı şekilde hazırlıyoruz ve tepsiye diziyoruz. Bu sürede beklerken mantılar hafifçe kuruyarak, sertleşecekler. Eğer bu ölçü size fazla gelirse bir kısmını önerdiğim gibi, fırınlayarak buzluğa kaldırabilirsiniz.
Mantımızı tamamlayınca pişirmek için derin bir tencerede bol su kaynatıyoruz ve çok az tuz eklediğimiz kaynamış suda mantılarımızı haşlıyoruz. Bu aşamadan sonra mantıyı iki farklı şekilde tüketebilirsiniz,
1. si mantı haşlanınca suyunu tamamen süzüp, sarmısak yoğurdu üstüne, zeytinyağı, salça, pul biberden oluşan sos döküp, baharatlarla yemek (biz böyle yaptık)
2. si mantı haşlanınca suyunu biraz azaltmak ama çoğunu içinde bırakarak hazırlanan salçalı sosu sulu mantıya ilave ederek, çorba gibi tüketmek, burada da istenirse üzerine sarmısaklı yoğurt dökülebilir. (Annem genelde böyle yapar ve Kayseri'de de bu şekilde pişirilir ve önden çorba gibi servis edilir.) Afiyet olsun...

TAHILLI YOĞURT ÇORBASI

Yeni anne Lama'nın, konusu hepimiz için faydalı olan etkinliğinin son günü de geldi, ben bu etkinliğe uzun süredir bekleyen bir tarifle katılmak istiyorum. Tarif yine annemden. Bizim evde özellikle kışları oldukça sık pişirilen yoğurt çorbası. Bu çorbanın yaygın ismi yoğurt çorbası ama içimden böyle demek gelmedi, çünkü o zaman basit bir çorba gibi düşünülebilir, oysa bu çorba oldukça lezzetli ve içindeki tahıllar nedeniyle besleyici bir çorba. Yapımı da biraz zahmetli olduğu için açıkcası ben pek yapmıyorum. Annem geldiğinde veya eve gittiğimde mutlaka istediğim bir yemek oluyor. Bu kadar reklam yaptıktan sonra gelelim çorbamızın tarifine;

Malzemeler:

Malzemeler: (6 kişilik)
-1 kg süzme yoğurt
-1 çay bardağı haşlanmış yarma (aşurelik buğday)
-1 çay bardağı haşlanmış nohut
-1 yumurta
-1 tatlı kaşığı un
-1 çay kaşığı tuz
-1 tatlı kaşığı nane
-1/2 çay bardağı haşlanmış yeşil mercimek
-5-6 bardağı soğuk su

Sosu için:

-1 yemek kaşığı zeytinyağı
-1 tatlı kaşığı nane
-1 yemek kaşığı salça
-1 yemek kaşığı su
Yapılışı:
Öncelikle malzeme listesinde bahsettiğim yarmanın ne olduğunu açıklayacağım. Yarma buğdayın kaynatılıp, kurutulmasından sonra, dövülmesi ile elde edilen bir tahıl, genellikle aşurelik buğday ismiyle tanınıyor ve keşkek yapımında da kullanılıyor. Çorbamızı yapmak için öncelikle yarma ve nohutumuzu haşlıyoruz ancak iyice yumuşamalarına izin vermiyoruz, çünkü çorbamızı pişirirken yumuşamalarını istiyoruz. Derin bir tencerede, süzme yoğurdumuzu, haşlanmış yarmamızı, nohutumuzu ve yumurtamızı karıştıyoruz. Sonra unumuzu, tuzumuzu ve nanemizi ekleyip, tekrar karıştıyoruz ve suyunu ilave edip, pişirmek üzere ocağa alıyoruz. Çorbanın biraz zahmetli olduğundan bahsetmiştim, zahmeti pişirme aşamasında önümüze çıkıyor. Çorbamız kaynayana kadar, sürekli karıştırıyoruz, kaynadıktan sonra yarma ve nohut iyice yumuşayana kadar pişirmeye devam ediyoruz. Bu aşamada daha önceden haşladığımız mercimeğimizi de ekliyoruz. Tüm malzemeler yumuşayıp, çorbamız kıvam alınca ocaktan alıyoruz. Ocaktan alırken taze nanemiz var ise biraz daha doğranmış taze nane ilave edebiliriz. Bundan sonrası için dikkat etmemiz gereken şey çorbanın soğuma süreci, çünkü yoğurt çorbası olduğu için kesilme ihtimali var, bunu önlemek için yine karıştırarak soğutmamız gerekiyor. Annem bu süreci hızlandırmak için, çorba tenceresini, soğuk su dolu bir kaba alır ve karıştırmaya devam eder. Çorba oda sıcaklığına geldikten sonra korkmaya gerek yok. Tabi biz çalışan hanımlar için biraz vakit alacaktır ama bir kere olsun denemenizi tavsiye ederim, eminim lezzetini beğeneceksiniz. Ayrıca bu çorbanın çocuklar için de faydalı olduğunu söylemeye gerek yok sanırım, içindeki tahıllar sayesinde besin değeri yüksek bir yemek oluyor. Çorbamızın sosu ise klasik, az yağ ile nanemizi ve salçamızı kavurup, suyunu ilave edip, kıvamını ayarlıyoruz. Benim fotoğrafımda sos yok maalesef, o gün böyle çekmişim fotoğrafı. Siz damak tadınıza göre ister sosla isterseniz sade olarak hazırlayabilirsiniz. Afiyet olsun...
Çorba meraklıları ayrıca ÇORBALAR bölümünü ziyaret edebilirler.

CEVİZLİ BAKLAVA

Annemin tarifleri olmasa siteye yeni birşeyler yazamayacağım şu sıralar, yoğunluğum devam ediyor, o nedenle mutfağa sadece akşam yemekleri için pratik şeyler yapmak üzere giriyorum. Ama yakın zamanda yeni tariflerle döneceğim diye umuyorum.
Ben şerbetli tatlılardan en çok annemin baklavasını severim. Bizler için bayramların en güzel yanlarından biri annemin baklavasını yemektir. Annem artık yanında olmadığımız için bayram harici pek yapmıyor baklavayı ama İstanbul'a gelirken yapmış, biz de afiyetle yedik. Tarifmize gelince;

Malzemeler:

Malzemeler: (1 tepsi için)
-1 su bardağı yoğurt
-1 su bardağı süt
-1 su bardağı sıvıyağ
-2 yumurta
-1/2 paket kabartma tozu
-1 çay kaşığı tuz
-1/2 limon suyu
-Un
-1 su bardağı buğday nişastası
-2 su bardağı dövülmüş ceviz
-125 gr tereyağ-1/2 su bardak sıvıyağ

Şerbeti için:

-4 su bardağı toz şeker
-3 su bardağı su
-2 küçük limon tuzu veya 1/2 limon suyu

Yapılışı:

Nişasta, ceviz, tereyağ ve 1/2 su bardak sıvıyağ ve un haricindeki tüm malzemelerimizi karıştırıyoruz. Unumuzu azar azar ekleyerek hamurumuzu yoğuruyoruz. Kulak memesi kıvamına gelince 1 saat kadar üzerini kapatarak dinlendiriyoruz. Sonra hamurumuzu 20 beze yapıp, her bezeyi nişasta yardımıyla güllaç yufkası inceliğine gelene kadar açıyoruz. Yufkalarımızın çapı 40 cm'ye yaklaşık olacaktır. Açtığımız her yufkayı biraz kuruması için üst üste gelmeyecek şekilde seriyoruz. (Annem bu işlemi temiz mutfak örtülerini evin her tarafına sererek yapar, bazen 2-3 tepsi baklava yaptığı düşünülürse, evde yufka sergisi açılmış gibi olur:) Hafifçe kuruyan yufkalarımızı yağladığımız fırın tepsimize, 3-4 adet üst üste diziyoruz ve her 3-4 katta bir arasına ceviz serpiştiriyoruz. Bir tepsi için 20 kadar yufka yeterli oluyor. Son yufkamızı tepsiye koyduktan sonra, baklavamızı kesiyoruz, ben bu konuda çok hünerli değilim ama sizler, çapraz, kare veya çiçek oluşturacak şekilde kesebilirsiniz. Fotoğraftakiler çapraz kesilmiş olanlardan. Kestiğimiz baklavamızın üzerine 125 gr tereyağını eritip, içine yarım su bardak sıvıyağını ekliyoruz ve döküyoruz. Önceden 160 dereceye ısıttığımız fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz. Şerbet için 4 su bardağı toz şekeri, 3 su bardağı su ile kaynatıp, kıvam almaya başladığı sırada limon tuzu veya suyunu ekleyip, ocaktan alıyoruz. Pişmiş ve soğumuş baklavamızın üzerine, parmağımızı hafif yakacak sıcaklıktaki şerbetimizi kaşık yardımıyla döküp, tatlının şerbeti çekmesi için 2-3 saat bekletiyoruz. Afiyet olsun...

PAZI SARMASI

Uzun bir ara oldu, hem hiç istemeden, işyerindeki yoğunluk, son günlerde üst üste ters giden işler birleşince mutfaktan ve blogdan uzak kaldım. Bazı tatsızlıklar devam etsede, isteksizliğimi üzerimden atarak, 2 haftadır kenarda bekleyen pazı sarması tarifini yazayım dedim.
Tarife geçmeden önce Blogumun yeni yaşını kutlayan, sayfama ziyaret ve yorumlarla bana destek ve cesaret veren herkese teşekkür ederim.
Pazı sarması annemin bize yaptığı yemeklerden biri, sırada yine annemden bir tarif var, arayı bu kadar uzatmadan onu da sizlerle paylaşmayı umuyorum. Tarife geçmeden önce pazı hakkında bazı bilgiler vermek istiyorum.
Kış ya da yaz mevsimlerinde yaprakları sebze olarak yenilen Pazı bitkisi, ıspanakgillerdendir. Anayurdu Akdeniz havzası, Anadolu, Kafkasya ve Ortadoğu olan bitkinin yabani örneklerine ülkemizdeki kırlarda rastlanmaktadır. Pazı çeşitlerine göre koyu veya açık yeşil renklidir. Yaprak sapları da çeşitlere göre yeşil ya da bazen kırmızı renkli olur. Yaprak kenarları düz ya da dalgalı, yaprak ayaları kıvırcık veya düz yapılıdır. Pazı, A vitamini kaynağı betakaroten, C vitamini ve folik asit yönünden zengin bir bitkidir. Özellikle yaprak sapları kırmızı renkli olan pazılarda A vitamini oranı yüksek olur. Pazının diğer besin değerleri ıspanağınkine çok yakındır. Pazı yaprakları, içerdiği demir ve folik asitle kansızlığı önler.
Faydalı bilgilerden sonra gelelim tarifimize;
Malzemeler:(4 kişilik)

-2 demet pazı
-1 su bardağı pirinç
-250 gr kıyma
-1 yemek kaşığı salça
-1/2 çay bardağı sıvıyağ
-1 orta boy soğan
-7-8 dal maydanoz
-Tuz, karabiber, kırmızıbiber

Yapılışı:

Pazı yapraklarını yıkayıp, büyükçe bir tencerede kaynayan suda haşlıyoruz (bu işlem kısa olmalı yaprakların dağılmaması için), 1-2 dakika kaynayan suda beklettiğimiz pazıları tencereden alıp, soğuk sudan geçiriyoruz. Pazı yapraklarını hazırlayınca içimizi hazırlamaya geçiyoruz. Yıkayıp, süzdüğümüz pirince, kıymamızı, salçamızı, ince kıyılmış soğan ve maydanozumuzu, sıvıyağımızı, tuz ve baharatlarımızı ekleyip iyice karıştırıyoruz. Pazı yapraklarını sarılacak büyüklükte parçalara kesiyoruz ve her parçaya içten koyup, parmak şeklinde sarıyoruz. Sardığımız lpazıları, pişireceğimiz tencereye sıkı sıkı dizerek yerleştiriyoruz ve 1,5 su bardağı suya 1 tatlı kaşığı salça ekleyip, üzerine dökerek orta ateşte 30 dakika kadar pişiriyoruz. Yanında yoğurtla servis yapıyoruz. Afiyet olsun...

REVANİ

Annemin revanisi başkadır. Gerçekten lezzetli yapar ve hepimiz severiz. Ben yemek konusunda tekniğin çok önemli olduğunu düşünürüm ama her elin lezzetinin de aynı olmadığı kesin, bu durum sanırım bu ellerin tekniği uygulayışından kaynaklanıyor. Geçen hafta annemin burda olmasını fırsat bilip ben yine revani istedim ve anneciğim de yaptı, yine çok lezzetliydi ve bu defa fotoğraf çekip, tarifi yazma fırsatım oldu, çoğumuzun bildiğini ve belki de aynı tarifi uyguladığını düşünüyorum ama bilmeyenler ve kendi arşivim için paylaşmak istedim. Tarifmiz şöyle;

Malzemeler:

- 3 büyük yumurta
-1 su bardağı şeker (çok tatlı sevmeyenler 2/3 bardak yapabilir)
-1 su bardağı sıvıyağ
-1 su bardağı yoğurt
-1 paket kabartma tozu
-1 paket vanilya
-1 su bardağı irmik
-1,5 su bardağı un
-1 limonun kabuğunun rendesi ve suyu
-Hindistan cevizi

Şerbeti için:
- 3 su bardağı şeker
- 3 su bardağı su
- Yarım limon suyu

Yapılışı:

Şerbetli tatlılar için, şerbetin veya hamurun soğuk olması gerektiğini biliriz, annem revani için şerbeti soğuk tutar, baklava da ise sıcak. Bu nedenle önce şerbetimizi hazırlayıp, soğumaya bırakıyoruz. Bunun için su ve şekeri bir tencereye koyup, karıştırarak pişiriyoruz. Kaynayınca, kıvamı koyulaşana kadar bekleyip, ocaktan almadan hemen önce limon suyunu ilave ediyoruz. Şerbetin kıvamını ayarlamak için kaynadıktan sonra aralıklarla kaşıkla alıp, soğutup bakabiliriz. Revanimiz için, yumurtalarımızı iyice çırpıyoruz ve şekerimizi ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. Sonra sıvıyağ ve yoğurdumuzu ekliyoruz. bunlarda karışınca önce irmiğimizi, sonra unumuzu parça parça ekleyerek karıştırıyoruz. Son olarak vanilya ve kabartma tozunu, limon kabuğu rendesini ve limon suyunu ilave ediyoruz, ancak limon suyunu kabartma tozunun üzerine döküyoruz, tekrar karıştırıp, yağladığımız borcam veya başka bir fırın kabına döküyoruz. Önceden ısıtılmış 175 derece fırında 35-40 dakika pişiryoruz. Fırından aldığımız revanimizin 5 dakika kadar ılınması bekledikten sonra şerbetimizi döküyoruz. Üzerine hindistan cevizi serpiştirdikten sonra dilimleyerek servis yapıyoruz. Afiyet olsun....

KURBAN BAYRAMINA MİSKET KÖFTE

Zaman uçtu geçti ve ramazan derken kurban bayramına geliverdik. Öncelikle tanıdığım tanımadığım tüm okuyucuların ve blog arkadaşlarımın bayramını kutluyor ve iyi bayramlar diliyorum. Yan tarafta vitrinden bakan havuçlu kek biraz daha sabredecek ikram edilmek için, çünkü bayramlık bir tarif sırasını aldı.
Geçen haftasonu arkadaşlarım Hande ve Tolga'nın tatlı oğulları Ali'nin doğum günü partisine gittim. Giderken tatlı bir şeyler hazırlayacağımı söyledim ve lavantalı kurabiyeler ile havuçlu keki hazırladım. Tabi parti olunca yeni bir sofranın fotoğraflarını da çekmek şarttı. Ben de Hande'nin özenle hazırladığı, tüm detayları düşündüğü balon konulu partiden görüntüler eşliğinde 2 yeni tarifle döndüm. Hande misafirleri için aşağıdaki menüyü hazırlamıştı ve gelenlere günün anısı olarak minik hediyeler hazırlamıştı. Balon şeklindeki doğum günü pastasını tatmasam da görüntüsünün çok güzel olduğunu söyleyebilirim. Alicik nice yıllara...

-Domates ve mısır soslu misket köfte
-Zeytinyağlı yaprak sarma
-Mercimek köftesi
-Kuskus salatası
-Kanepeler (zeytin ezmeli, muhammaralı)
-Ekmek dolması
-Çikolata soslu havuçlu cevizli toplar
-Lavantalı kurabiye
-Peynir kremalı havuçlu kek
-1 yaş kurabiyeleri
-Doğum günü pastası

Partiden paylaşacağım ilk tarif misket köfte, diğeri ise benim isim uydurduğum ekmek dolması. Her iki tarif de kurban bayramında uygulayabileceğiniz tarifler. Bugün misket köftenin tarifini yazıyorum, en kısa zamanda ekmek dolmasının da tarifini yazacağım. Tarif şöyle;


Malzemeler:

-1 kilo köftelik kıyma
-1 bayat ekmek içi (ufalanacak)
-2 orta boy soğan
-2 diş sarmısak (istenirse)
-1 tatlı kaşığı kimyon
-1 tatlı kaşığı karabiber
-1 tatlı kaşığı tuz
-2 yemek kaşığı zeytinyağı
-2 su bardağı sıvıyağ

Sosu İçin;

-2 adet domates
-1 yemek kaşığı salça
-1 yemek kaşığı haşlanmış mısır
-1 yemek kaşığı zeytinyağı

Yapılışı:

Sıvıyağ hariç olmak üzere tüm malzemelerimizi karıştırıp, iyice yoğuruyoruz. Sonra köftemizden minik parçalar alıp, yuvarlıyoruz, yani misket şekli veriyoruz. Köftelerimiz hazır olunca, kızartma tavamızda iyice ısıttığımız (kızgın) sıvıyağda köftelerimizi kızartıyoruz. Sosu için kabuklarını soyup, küçük küpler halinde doğradığımız domatesleri zeytinyağında pişiriyoruz, sonra salçamızı, tuzunu ekliyoruz, sosumuzun kıvamını ayarlamak için yarım çaybardağı kadar su ileve ediyoruz ve ocaktan almadan hemn önce mısırlarımızı sosa ilave ediyoruz. Kızarmış misket köftelerimizin yanında servis yapıyoruz. Afiyet olsun....

ETLİ LAHANA SARMASI

Cumhuriyetimiz 84. yıldönümü hepinizle beraber kutluyorum....
Bu tarifte bayramdan kalma ve yine anneme ait. Aşçı yamağı ile birlikte çok beğenerek yedik, çünkü annem hazılayıp, yanımıza koydu, ben de eve gelince pişirdim ve tadı damağımızda kaldı. Sanırım zevkle isteyerek yapılan yemekler çok daha lezzetli oluyor, hani bazı insanların elleri lezzetli bulunur, bence o kişiler severek yemek yapıyorlar ve yemekleri seviliyor... Gelelim tarifimize;

Malzemeler:(4 kişilik)

-9-10 yaprak lahana
-1 su bardağı pirinç
-250 gr kıyma
-1 yemek kaşığı salça
-1/2 çay bardağı sıvıyağ
-1 orta boy soğan
-7-8 dal maydanoz
-Tuz, karabiber, kırmızıbiber

Yapılışı:

Lahana yapraklarımızı yıkayıp, büyükçe bir tencerede kaynayan suda haşlıyoruz(tenceremizin aldığı adette) , sarabileceğimiz kadar yumuşayınca tencereden alıp soğumaya bırakıyoruz. Lahanalar soğurken içimizi hazırlıyoruz. Yıkayıp, süzdüğümüz pirince, kıymamızı, salçamızı, ince kıyılmış soğan ve maydanozumuzu, sıvıyağımızı, tuz ve baharatlarımızı ekleyip iyice karıştırıyoruz. Soğuyan lahana yapraklarını şekillerinin elverdiğince, sarılacak büyüklükte parçalara kesiyoruz ve her parçaya içten koyup, annemin yaptığı gibi uzun veya muska şeklinde sarıyoruz. Sardığımız lahanaları, pişireceğimiz tencereye sıkı sıkı dizerek yerleştiriyoruz ve 1,5 su bardağı suya 1 tatlı kaşığı salça ekleyip, üzerine dökerek orta ateşte 30 dakika kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun...

KIYMALI VE PEYNİRLİ SU BÖREĞİ


Başlığı görünce benim yapmadığımı sanırım anlamışsınızdır, çünkü su böreği zahmetli bir börek ve bence pek de çalışan kadına göre bir tarif değil. Tabi özel zamanlarda yapılabilir:)
Su böreğini defalarca yememe rağmen sadece iki kere yaptım, ilk denememi annemle birlikte yaptım ve başımda usta olunca sonuç başarılı oldu. 2. denemem ise annemin şehir dışında olduğu sırada Amerika'dan yaz tatiline gelmiş ablamın canı isteyince yapmam oldu. Uzun zaman geçti ama hatırladığım ablamın sonuçtan memnun kaldığıydı. Bugünkü tarif ustaya ait. Tarifi 1 tepsi için yazıyorum ama annecim, biri kıymalı, diğeri peynirli olmak üzere iki tepsi yapmıştı. O nedenle istediğiniz içle hazırlayabilirsiniz her iki için malzemesini yazacağım. Tarif şöyle;

Malzemeler:(1 tepsi için)

-7 adet yumurta
-Tuz
-Sirke
-1 çay bardağı sıvıyağ
-Alabildiği kadar un
-500 gr beyaz peynir
-300 gr kıyma
-Yarım demet maydanoz

Yapılışı:

Yoğurma kabımıza yumurtalarımızı kırıyoruz, çok az (iki parmak arasına sığacak kadar) tuz koyup, karıştırıyoruz ve kulak memesi yumuşaklığına gelene kadar alabildiği miktarda un ekleyerek yoğuruyoruz. 12 beze yapıp, tepsi büyüklüğünden biraz fazla açıyoruz. Büyükçe ve yayvan bir tencerede kaynattığımız,içine çok az tuz, 1-2 damla sirke veya sıvıyağ eklediğimiz(hamurların haşlanırken yırtılmaması için) suya atıp, 1-2 dakika haşlıyoruz ve soğuk su koyduğumuz başka bir kabın içine alıyoruz. Soğuk suda 1-2 dakika bekletip, süzgece alıyoruz. 10 adet bezeyi açarak aynı şekilde haşlayıp soğuk suya alıp, süzüyoruz. 2 bezeyi açıyoruz ama haşlamıyoruz. Tepsimizin altını 1 tatlı kaşığı sıvıyağ ile yağlayıp, haşlamadığımız bezeyi yerleştiriyoruz. Sonra 5 tane haşlanmış bezelerden yerleştirip, ortasına beyaz peynir ve maydanoz karışımı veya önceden pişirdiğimiz kıyma, tuz, baharat ve maydanoz karışımını serpiştiriyoruz. İç malzemeden sonra haşlanmamış olan bezemizi yerleştiriyoruz ve diğer haşlanmış bezeleri yerleştiriyoruz. Hamurlarımız bitince 1 çay bardağı sıvıyağı tepsimizin üzerine döküyoruz, yalnız hamurun aralarından bıçak ucuyla minik delikler açıyoruz ki yağ alt katlara da inebilsin. Böreğimizi önceden ısıttığımız fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun...

KARNIYARIK

Siteyi güncellemem biraz uzun sürdü, sebebi malum, ülkemizin geçirdiği kötü günler...

Bu satırları okurken birçoğunuza yemek tarifi yazmak veya okumak anlamsız gelebilir, inanın ben de böyle düşündüm ama hayat devam ediyor, bütün üzüntülere rağmen...
Bu tarif anneciğim elinden. bayramda gittiğimizde bizler için yapmıştı, daha önceki yazılarımda bahsettiğim gibi ben patlıcanı çok seviyorum, eskiden yemememe rağmen karnıyarık da favori yemeklerimden biri. Bu nedenle, pek çoğunuz için yenilik olmayacak ama ben sitemde yeralmasını istedim. Tarif şöyle;

Malzemeler:

-1 kilo patlıcan
-1/2 litre sıvıyağ
-250 gr kıyma
-2 orta boy soğan
-2 adet domates
-3-4 diş sarmısak
-2 adet yeşil biber
-Yarım demet maydanoz
-1+1 tatlı kaşığı salça (eğer domates yetersizse)
-Tuz, karabiber, kırmızıbiber

Yapılışı:

Öncelikle patlıcanlarımızı alacalı soyup, yıkayıp, iyice kuruladıktan sonra,patlıcanların ortalarıncan ince bir çizgi şeklinde kesiyoruz ve ısınmış sıvıyağda hafifçe kızartıyoruz, sonra fazla yağının emilmesi için kağıt mutfak havlusunun üzerinde bekletiyoruz.
İçini hazırlamak için, önce kıymayı derince bir tavada kavuruyoruz, sonra ince kıyılmış soğanını, sarmısağı ekliyoruz. Sırasıyla ufak doğradığımız biberi ve kabuklarını soyup doğradığımız domateslerimizi ilave edip pişiriyoruz. İçimizin rengi açık olursaki kış domatesleri çin sözkonusu olabilir, çok az salça ekliyoruz. Son olarak baharat ve tuz ayarını yapıp, ince kıyılmış maydanozumuzu ilave edip ocaktan alıyoruz. Burada farkedeceğiniz gibi içi pişirirken yağ kullanmadık, çünkü patlıcanlar kızardığı için yemeğimizde yeterince yağ var ve kıymanın, soğanın, domatesin suyu yeterli geliyor iç harcın pişmesi için.
Patlıcanlar ve içimiz ılınınca patlıcanları kestiğimiz yerlerden hafifçe açıp, içlerine harcımızı koyuyoruz, istersek her bir patlıcanın üzerine kızartılmış yeşilbiber de koyabiliriz annemin yaptığı gibi. En son karnıyarıklarımızı fırında veya ocakta pişirebiliriz, annem fırında üzerlerine hazırladığı 1 tatlı kaşığı salçalı suyu gezdirip, yarım saat kadar pişirdi. Ocakta da aynı şekilde suyunu ilave edip, patlıcanlar yumuşayana kadar pişirebiliriz. Afiyet olsun...

FINDIKLI GÜL TATLISI

İftar davetimizin son tarifi annemin fındıklı gül tatlısı. Annecim, bu tatlıyı genellikle bayramlarda baklavanın yanısıra yapar. Ailece tatlı düşkünü olarak, baklavayı cevizli, bu tatlıyı fındıklı severiz. Tatlılar arefe gününden veya, 1 gün öncesinden yapıldığı için ilk olarak son iftar akşamında tadına bakarız. Ben, genel olarak alışık olduğumuz tadları sevip, özlediğimizi düşünürüm ama, annemin baklavasının lezzeti, çevremizde kabul görmüştür, o nedenle annemin tarifinin başarılı ve lezzet konusunda iddaalı olduğunu söyleyebilirim. Bugün annemin daha önceden yapıp, buzluğuma koyduğu tatlının tarifini paylaşacağım. Maalesef yapım aşamasının fotoğrafı yok. Mümkün olduğunca anlatmaya çalıştım ve en kısa zamanda yapım aşamasını ekleyeceğim. Bu arada fırsat bulursanız özellikle bayram için tavsiye ederim. Bayramın vazgeçemediğimiz lezzetinin tarifi şöyle:

Malzemeler: (1 tepsi için-40 adet)

-1 su bardağı yoğurt
-1 su bardağı süt
-1 su bardağı sıvıyağ
-2 yumurta
-1/2 paket kabartma tozu
-1 çay kaşığı tuz
-1/2 limon suyu
-Un
-1 su bardağı buğday nişastası
-1 su bardağı dövülmüş fındık
-125 gr tereyağ
-1/2 su bardak sıvıyağ
-4 su bardağı toz şeker
-3 su bardağı su
-2 küçük limon tuzu veya 1/2 limon suyu

Yapılışı:

Nişasta, fındık, tereyağ ve 1/2 su bardak sıvıyağ ve un haricindeki tüm malzemelerimizi karıştırıyoruz. Unumuzu azar azar ekleyerek hamurumuzu yoğuruyoruz. Kulak memesi kıvamına gelince 1 saat kadar üzerini kapatarak dinlendiriyoruz. Sonra hamurumuzu 10-12 beze yapıp, her bezeyi nişasta yardımıyla güllaç yufkası inceliğine gelene kadar açıyoruz. Yufkalarımızın çapı 40 cm'ye yaklaşık olacaktır. Her yufkayı 4 eşit parçaya kesiyoruz. Böylece 40 kadar üçgen yufka elde etmiş oluyoruz. Her üçgeni kenarlarından ortaya doğru pile gibi büzerek topluyoruz. Ortasına 1 çay kaşığı fındık koyup, oluşan yapraklardan birini kapatıyoruz, yine fındık içi koyup, yine kenarlardan birini üzerine kapatıyoruz. Yapraklar üst üste gelene kadar bu işlemi tekrarlıyoruz. Sonra ters çevirerek fırın tepsisine yerleştiriyoruz. Bütün hamuru bu şekilde bitirince, 125 gr tereyağını eritip, içine yarım su bardak sıvıyağını ekliyoruz ve sıcak olarak güllerin üzerine döküyoruz. Önceden 160 dereceye ısıttığımız fırında üzerleri kızarıp, sertleşene kadar pişiriyoruz. Bu arada 4 su bardağı toz şekeri, 3 su bardağı su ile kaynatıp, kıvam almaya başladığı sırada limon tuzu veya suyunu ekleyip, ocaktan alıyoruz ve soğumaya bırakıyoruz. Soğuyan şerbetimizi, fırından çıkardığımız sıcak tatlımızın üzerine kaşık yardımıyla döküyoruz ve tatlının şerbeti çekmesi için 2-3 saat bekletiyoruz. Servis yaparken yanına dondurma veya kaymak koyabiliriz. Hazırladığımız gül tatlıların, şerbetsiz de çok lezzetli olduklarını söylemeliyim. Afiyet olsun...

HÜNKAR BEĞENDİ


İftar soframızın ikinci tarifi geleneksel bir yemek olan hünkar beğendi. Eskiden ismini duyduğumda çok zor yapılacağını düşündüğüm bu yemeği pratik bulduğumu söylemeliyim. Bir yemeğin iyi olması için malzemelerin iyi olması ve püf noktalara dikkat etmek gerektiği biliyorum. Bu kural bu yemek için vazgeçilmez. Bu nedenle yazılanlara tam olarak uymanızı tavsiye edeceğim. Ben tam olarak böyle yaptım ve sonuç çok beğenildi. Bu güzel servis tabağını ise çok sevdiğim arkadaşım Gaziantep'den hediye getirmişti. İlk defa kullanmış oldum. Geleneksel yemeğe, geleneksel tabak. Tarifimiz ise şöyle;

Malzemeler:

-1 kg dana kuşbaşı
-1 büyük soğan
-2 çorba kaşığı salça
-2 yemek kaşığı sıvıyağ
-6 adet patlıcan
-3 çorba kaşığı un
-2 çorba kaşığı tereyağı
-2 su bardağı süt
-1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
-2 tatlı kaşığı tuz
-1 tatlı kaşığı karabiber

Yapılışı:

Öncelikle beğendiyi hazırlamak için patlıcanları fırında közlüyoruz ve kabuklarını soyup, kuşbaşı doğruyoruz. 2 çorba kaşığı tereyağı eritip, unu ekleyip, unun kokusu gidene kadar kavuruyoruz. Sonra patlıcanlarımızı ekliyoruz ve karıştırıyoruz. 2 su bardağı soğuk sütümüze ekliyoruz ve karıştırmaya devam ediyoruz. Karışım kıvam alınca 1 tatlı kaşığı tuz ve karabiber ekliyoruz, son olarak da kaşar peynirini ilave edip, eriyince ocaktan alıyoruz, beğendimiz hazır.
Etimizi öncelikle üzerini kapatacaka kadar sıcak su ile 1-2 dakika kaynatıyoruz, sonra süzgeçten geçirip, soğuk suda yıkıyoruz. Bu işlem etlerimizin daha yumuşak olmasını sağlayacak. Tabi etin iyi olması da çok önemli. Büyük bir tencerede doğradığımız soğanları 2 yemek kaşığı sıvıyağla kavuruyoruz ve salçamızı ekliyoruz, en son etlerimizi ilave ediyoruz ve karıştırarak 1-2 dakika pişiriyoruz ve yine etlerin üzerini kapatacak kadar sıcak su ilave edip, tuzunu ekleyip, etler iyice pişene kadar (30 dakika kadar) pişiriyoruz. Servis tabağına önce beğendiyi sonra etlerimizi koyup, üzerine etin sosundan döküyoruz. Afiyet olsun...

TÜRK GECESİ-FİNCAN BÖREĞİ

Fış fış kayıkçı
Kayıkcının küreği
Hop hop eder yüreği
Akşama "fincan böreği"
Olsa da yesek olmaz mı?
Karnımız da doymaz mı?

Eskilerde kalmış bu tekerlemeyi hatırlar mısınız bilmem ama, ablamla yaptığımız fincan böreği bende bu tekerlemeyi çağrıştırdı. Gerçi tamamını kendim hatırlayamadım ve arkadaş desteği alarak tamamladım.
Türk Gecesi için ne hazırlamalıyım diye düşünürken, Muğla'dayken ablamla yaptığımız bu lezzetli böreğin bu tanıma çok uyduğuna karar verdim. Tabi böreği yaparken ve resimlerken aklımda bu düşünce olmadığından Türk Gecesi'ne uygun fotoğraf çekemedim, sonradan aklıma gelen bize özgü tabaklarla görüntülemek imkanım ise börekleri çoktan bitirdiğimiz için mümkün olmadı. Hazırlanması birazcık zahmetli, ama elimiz alışınca kolayca yapabileceğimiz, lezzetli ve şık bir börek. Tarife geçmeden önce Yaman Ayşe'ye , güzel etkinlik fikri için teşekkür ediyorum.
Fincan böreği ismi böreğin fincan içinde yapılarak, tepsiye ters çevrilmesinden geliyor. Biz ablamın tarifi aldığı dergidekine uygun olarak kuşbaşı etle hazırladık, aynı tarif, tavuklu, kıymalı, sebzeli, peynirli, patatesli içlerle de hazırlanabilir.

Tarif şöyle;

Malzemeler:

-5 adet yufka
-350 gr kuşbaşı doğranmış et
-3 adet kuru soğan
-Yarım demet maydanoz
-3 yemek kaşığı tereyağ
-2 adet yumurta + 1 yumurta sarısı
-Çörekotu ve susam
-Tuz ve karabiber

Yapılışı :

Öncelikle böreğin içini hazırlıyoruz, bunun için etimizi büyükçe bir tavada pişmeye bırakıyoruz, etler suyunu bırakacak ama tamamen çektirmeyeceğiz, yani etleri iyice kavurmuyoruz, çünkü pişme fırında da devam edeceği için, etler fazla sert olmamalı. İnce ince doğradığımız soğanları etin üzerine ekliyoruz ve birlikte pişmeye bırakıyoruz. Et hafif sulu haldeyken ocaktan alıp, ince doğranmış maydnozları, karabiber ve tuzunu ilave edip, karıştırıyoruz ve soğumaya bırakıyoruz. Tereyağını eritiyoruz ılınınca 2 yumurta ile karıştırıyoruz. Ön hazırlıklarımızı tamamlayınca, börekleri yapmaya başlayabiliriz. Yufkaları üst üste yayıp, 4 eşit parçaya kesiyoruz ve toplam 20 adet üçgen elde ediyoruz. Elde ettiğiniz üçgenleri mendil gibi ortalarından tutup, kahve fincanının içine yerleştiriyoruz ve hazırladığımız tereyağlı harçtan 1 kaşık kadar koyuyoruz ve yufkanın sarkan parçalarından birini üzerine kapatarak, fincanın içine yerleştiriyoruz. Fincanın içine, iç malzememizden 1 yemek kaşığı koyuyoruz, sonra yufkanın diğer sarkan parçalarına tereyağlı karışımdan fırça yardımıyla sürerek, üst üste kapatıyoruz ve fincanın üstüne hafifçe bastırıyoruz. Hazırladığımız böreği dikkatlice tepsimize ters çeviriyoruz, yufkamız bitene kadar, börekleri aynı şekilde hazırlıyoruz. Zor görünüyor ama, fotoğraflarda elimden geldiğince tüm aşamalarını çektim, yardımcı olacağını düşünüyorum. Böreklerimiz tamamlanınca üzerine çırpılmış yumurta sarısı sürüp, çörekotu ve susam serpiştiriyoruz ve önceden ısıtılmış 170 derece fırında üzeri kızarıncaya kadar 20-25 dakika pişiriyoruz. Sıcak olarak yemenizi tavsiye ederim, kalan olursa:) ısıtılınca yeni yapılmış gibi olduğunu da söyleyebilirim. Afiyet olsun...